top of page

Her gece uyuyor, her sabah uyanıyoruz.

Her gece uyuyor, her sabah uyanıyoruz. Peki bu kadar hayatımızın içinde olan bu döngünün başka nelerle nasıl ilişkisi var birlikte bakalım mı?


Örneğin nefes ile benzerliğine bir ufak dikkat getirecek olsak;


Nefes alıyor nefes veriyoruz…Uyuyor uyanıyoruz…


Bunu ileride daha detaylı açmaya niyetliyim ama şimdi buradan bir başlayıverelim.


İnsan ömrünün 1/3 ü uykuda geçiyor. Ortalama bir ömrü topladığımızda hayli vakit ediyor.. O zaman ne oluyor bu uyku esnasında ki es geçilemiyor? Bir kaç gün üstüste uyumadan geçen geceler var mıdır, elbet vardır; ama o sırada bedende neler oluyor? Sağlığı nasıl etkiliyor. Belki bir anda değil ama kümülatif bir yük ile neler yaratıyor?

Çünkü beden her gece, uyku esnasında kendiliğinden bir akıl ile yeniden bir öz düzenleme sağlıyor. Biz uykudayken bedende olanlar ve onarılanları saymakla bitiremeyiz ama esas beyin ve sinir sistemi için olmazsa olmaz bir ihtiyacı tamamlıyor. Nasıl ki hep nefes almayı seçemezsek hayatımızda sadece uyanık kalmayı ya da hep uyumayı da seçemiyoruz.


Bu soruları uyku fizyolojisi bağlamında ele alacak olsak, bu yazı bilimsel bir makale gibi uzar gider ama gelin biz sadece düşünsel olarak ufak bir dikkat getirelim şimdilik.


Bu kadar vakit geçirdiğimiz bir alanda yaşadığımız her şey günümüzü; ve gün içerisinde yaşadıklarımız da gece uyku kalitemizi epeyce etkilerken;

Birbirine bu kadar örüntülü olan iki doğal eylemin ilişkisi, ne olsa daha berrak ve ferah olurdu ki?


Belki kısa bir pratik olarak “Şimdi uyandım. Şimdi uyuyorum” kadar sade bir içsel sesleniş ile ne yapmakta olduğumuzu kendimize hatırlatmak. “Şu an nefes alıyorum. Şu an nefes veriyorum” kadar sıradan ve kolay bir pratikle başlamak. “Gün başladı, gün bitti” demek kadar sıradan ama ezbere geçilen bir hâlden çıkıp, kendimize farkındalıkla geçilen eşikler yaratmak. Daha doğrusu eşikleri tanımak ile başlayabiliriz belki.


Eğer hal bu olursa, “Şimdi ben ne yapıyorum?” sorusu ile beraber biraz daha bulunduğumuz yere, deneyime varmak mümkün olur zamanla. 


İşte bu bilinç halini, aktif gören gözlerimiz ile güçlendirdiğimizde, o zaman Rüya esnasında rüyada olduğumuzu farkedebilir hale gelebiliriz.


Ve buradan hızla geldik mi Lüsid rüya/ Rüya farkındalığı meselesine.


Uyumakta olduğunu bilen bir zihin, rüya görmekte olduğunu da haliyle fark edebilir.

Peki rüyada olduğunu fark edince telaşa kapılıp hemen uyanmak neden? Ya da rüyanın içinde kaldın diyelim, karmakarışık yerlere kapılmak neden?. Uyanıp, tekrar kaldığın yerden rüyaya devam edebilmek…Ya da hiç rüya görmemek.. Rüyaları yönetebilmek..


bunların hepsi ne işe yarar?



Hedef odaklı bir zihne seslenmek istemediğim için, araştırmacı, meraklı ve şimdilik nötr bir tanışıklık için sadece rüya farkındalığının bize ne sağlayacağına bakalım beraber. 


Sabah uyandığında, gece yaşanan rüya deneyimini “aa rüyaymış” dedirten gerçeklik ayrımı nedir ki, gerçeklik sonlandığında deneyimin hissi kalır bize. O zaman deneyim de geçici midir? Bize ne anlatır?


Rüya farkındalığı sadece rüyadayken rüyada olduğunu fark etmek değildir. Kişinin kendisiyle bağlantı kurma ihtiyacına cevap veren müthiş bir içsel kaynaktır aynı zamanda. Gerek uykunun içinde gerek uykudan sonra ufacık bile olsa dikkat kesildiğimizde, hem bedene dair hem de hislerimize dair çok kıymetli açılımlar sağlar.

Uyandıktan sonra rüyanın ardından geriye bakmanın sayısız faydası var: Kendi sembollerimizle, duygusal halimizle, ihtiyaçlarımızla bire bir bağlantı kurabiliriz. Kendi patikamızda içsel haritamızı keşfedebilir ve ilişkilerimize berraklık getirebiliriz. Bu kısım hem terapi sahasına taşınabilecek hazineleri barındırır hem de yoga yolunda beden ile çalışan birine, yataktan çıkmadan evvel duygu ve düşüncelerini meditatif perspektifte çalışma fırsatı sunar. Nasıl çalışılacağı ayrı bir yazı olsun şimdilik biz geçelim çok merak edilen Lüsid kısmına. 


Rüyada olduğunu bilmek bize ne sağlar? 


Öncelikle “Ben şimdi ne yapıyorum?” bilincini güçlendirir. Sonra “ne hissediyorum?” “Neye ihtiyacım var?” “Ne olsa hikaye değişirdi?” gibi 3 temel soru ile kendimize sacayağı kurmamızı sağlar. İşte orada dans başlar. Kimsenin dominant olmadığı, içindeki yaratım kaynağıyla buluştuğun bir yere dönüşür rüya. İster gölgenle muhabbet et, ister savaş, ister ejderhalara bin…ama yönetmek değildir. Rüyayı yönetmeye kalktığımızda hayatımızdaki kontrolcü tarafımız ile karşılaşırız. Rüyada olduğunu fark ettiğinde rüyaya soru sorabiliriz. Ne yapmalıyım? Şu an olan nedir? Ne olsa bu hikaye değişirdi? Rüya da sana sinir sisteminin o an hazır olduğu kadarıyla cevaplar üretir. Ama bu cevapların pür-ü pak bir yerden gelmesi için pratiğe sıkı tutunmak gerekir. Gün içinde de karşıt ya da yandaş olmadan durumların içinde olmak ve meditatif bir hâli inşa etmek gerekir. 

Günün yükünü geceye taşımaz isek o zaman gün tortularıyla değil daha temiz bir kanaldan rüyaya giriş yapabiliriz.


güneşe dönmüş bir çiçek
güne uyanmak

Diyelim ki bütün günün metrobüste geçti. Koşturmaca içindeydin. Gece de halin kalmadı ve bayılarak uyuyakaldın. Rüyada ne görmeyi bekleriz ki? hatta o gece değil onbeş gün sonra bile o günün rüyasını görebiliriz. İhtiyacımız olan bazen, günü gözden geçirmek, bedendeki hisleri gözlemek, biraz nefes alıp vererek bedene “günün bittiğini, duyguların ve seçimlerin farkında olduğunu” söylemek gerek. 


Sonra yine odaklanma egzersizleriyle uykuya dalmadan uykuya geçebiliriz. Ve kendi iç kaynaklarımızla gerçeküstü bir alanda buluşabiliriz belki. 



18 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page