SANAT PRATİĞİMİZ
Sanat çalışmalarımız; beden, düş, mekân ve içsel yolculuk etrafında yürüttüğümüz merakın ve araştırmaların bir uzantısı olarak ortaya çıkıyor. Yerleştirmeler, ortak üretimler ve deneyim alanları aracılığıyla; durmaya, hissetmeye ve kendimizle, birbirimizle ve mekânla yeni ilişkiler kurmaya davet eden karşılaşmalar yaratmaya çalışıyoruz.
Dem Bu Dem, 2025
HIZIR KAMP 20. YIL SERGİSİ
Sanatçılar:
Onur Çanka, Sinem Dişli, Bi Acayip Hâne ( Alara Akgün & Senem Râbia Sekban), Ali Kanal, Kovan Project (Aslıhan Mumcu & Beyza Durhan), Tahir Öztürk, Ahmet Turgut Yazman
Küratör:
Senem Râbia Sekban
Hızır Kamp’ın 20. yılı için Senem Rabia Sekban küratörlüğünde gerçekleşen Dem Bu Dem açık hava sergisinde biz de Gel Gör Beni ve Buradasın adlı iki işimizle yer aldık. Sergi, farklı disiplinlerden sanatçıların bir hafta boyunca kamp alanında birlikte üreterek doğayla ve mekânla ilişki kurduğu bir süreç sonunda ortaya çıktı.
Buradasın
2025, Atık kumaş, ayna
140 x 140 cm
“Henüz kamp alanına varmadan, İstanbul’daki atölyemizde Hızır
Kamp’ın hatırımızda kalan haritasını çıkarma başladık. Rüya
imgelerini somut alana taşımaya çalışır gibi, hafızamızdaki
izdüşümleri ince ince birleştirmeyi araştırdık.
İki insan, iki ayrı hafıza demek iken, aynı mekânı bir rüyayı anımsar
gibi ele alınca adımlarımızın yer ile temas ettiği tüm bölgeleri zihin
alanlarımızda taradık. Aynı rüyada buluşan iki beden gibi, baktığımız
yönleri, kalbimizde kalan hislerle birleştirdik. Dışsal bir mekânın içsel
izdüşümünü, atölyemizin temel malzemelerinden olan atık
kumaşlar ile harmanlayarak şiirsel boşlukların kendiliğinden beliren
doğaçlama akışına şahitlik ettik. Aynalı Baba’ya selam ederek,
bulunduğumuz alanı ayna ile mühürledik ki ilk olarak karşılaştığın
her şeyin “sen” olduğunu hatırlamaya kolaylık katsın.”
Gel gör beni
2025, Dijital baskı, kontrplak, ağaç kabukları
30 x 25 x 15 cm
“Hüdhüd kuşunun Zümrüd-ü Anka’yı bulmak için çıktığı macera,
kendi yolumuzda o kadar değerli anlamlar taşır ki, muhtemel ölüm
ve doğum döngüsünde her an yeniden varolabilmeyi hatırlatır.
Sergi kurulumuna başlarken, tam üzerimizde yuva yapan Hüdhüd
kuşlarının tepemizde uçuşunu, manevi olarak içimizde kurduğumuz
yeni bağlantıların kutlaması olarak ele aldık.
Bir delikten bakmak, gözlemek, incelemek, çekinmek, ilişmek,
ilişkilenmek gibi fiziksel bedenin duygusal beden ile kurduğu bağları
hatırlatan bir yuva olsun derken, ağacın kabukları ve bir
ağaçkakanın açtığı delik ile hissedişlere bıraktık.”
Aydaki Yayalar, 2025
Bienal Paralel Etkinlikler
Küratör:
Senem Râbia Sekban
Bir kent insanının ayakları yere bassa bile, başka zamanlarda dolanan dikkati, kopuk bir uzuv gibi boşlukta salınıyor. Aya giden bir başın geride kalan bedeni gibi…Oysaki “dikkat”, tüm uyaranlarla birlikte, bulunduğu yere yeniden ferahlıkla yerleşebilirse, o zaman varolma hakkı, hissetme hakkı, yapabilme hakkı ve ifade edebilme hakkı gibi kendisinde varolan içsel kaynaklarla yeniden bağ kurabilir.
Aydaki Yayalar sergisi, yerçekimsiz bir ortam olan Ay’a gidebilecek kadar güçlü bir adaptasyon teknolojisine sahip olan modern kentlinin, orada yaya kalacak kadar kendine münhasır bohemliğini ele alıyor. Bunun için ilk önce "hissedebilen bedeni" bulunduğu mekâna ve âna getirerek, hisleri ifade edecek araçları keşfetmeye çağırıyor.
Bir kişinin gerek ev yaşamı gerek gündelik varoluş kaygıları içerisinde hakim olan zihin hallerini beden üzerinden ele alarak meditatif bir araştırma alanı sunuyor.
Bu atölye çalışması, kent sokaklarında, içsel ormanlarımızı nasıl algıladığımızı ve barınak hissimizin, güvende hissetme ihtiyacımızın nasıl şekillendiğini, en temel ilk yuvamız olan beden üzerinden inceliyor.
Katılımcıları beden farkındalığına davet eden çalışmada yerçekiminin hem taşıyan hem harekete geçiren kadim kuvveti ile yeniden ilişki kurması amaçlanıyor.
Sinir sisteminin adaptasyon gücü ve güncel araştırmaların günümüze getirdiği keşiflerin izinde, meditasyon, somatik deneyimleme ile ayakları yeryüzüne basan ama hep bir parçası eksik olan “bireysel dikkati” genişletmenin yollarını sanat ile araştırıyoruz.
7. Mardin Bienali, 2026
Kızıltepe Ateşbeyler Hamamı
Küratör:
Çelenk Bafra
7. Mardin Bienali kapsamında, eski bir Mardin hamamında yer alan Gördüklerin Yıldız Değil, Yer Yer Delinmiştir Felek ve Maşuk adlı yerleştirmelerimizle yer aldık. Bienalin GÖKzemin temasıyla kurduğu diyalog içinde şekillenen bu çalışmalar, Anadolu'nun sözlü ve tasavvufi mirasından beslenerek ışık, dikkat, düş ve içsel yolculuk kavramlarını mekânsal bir deneyime dönüştürdü.
Maşuk
2026
Yerleştirme
Maşuk, Anadolu tasavvuf geleneğinde sıkça karşılaşılan âşık–mâşuk ilişkisinden hareketle; hakikati arama, teslimiyet ve dönüşüm kavramlarını araştıran bir yerleştirmedir. Çalışma, Ferîdüddin Attâr'ın Simurg anlatısı ile pervane ve mum metaforundan beslenerek, insanın kendi içindeki ışıkla kurduğu ilişkiye odaklanır.
Uyku, düş ve bilinmeze teslim olma hâllerini bir eşik olarak ele alan yerleştirme, izleyiciyi içsel yolculuk, merak ve cesaret kavramları üzerine düşünmeye davet eder. Bir sunak kurgusu içinde şekillenen çalışma; ışığın dönüştürücü niteliğine, hakikati arayan yolculara ve birliğe doğru kanat çırpan otuz kuşun hikâyesine gönderme yapar.
Gördüklerin Yıldız Değil,
Yer Yer Delinmiştir Felek
2026
Yerleştirme
Gördüklerin Yıldız Değil, Yer Yer Delinmiştir Felek; beden, dikkat ve içsel yolculuk kavramları etrafında şekillenen bir yerleştirmedir. Anadolu'nun erenleri ve âşıklarıyla kurulan düşünsel bağlardan beslenen çalışma, insanın henüz adım atmadığı yönlere, keşfetmediği potansiyellere ve yazılmamış hikâyelerine odaklanır.
Aşık Veysel'in “uzun ince yol” metaforu ile Necâtî'nin gökyüzünü delinmiş bir felek olarak tasvir eden dizelerinden ilham alan yapıt, izleyiciyi durmaya, bakmaya ve duyumsamaya davet eder. Yedi katmanlı mimarisiyle Simurg yolculuğundaki yedi vadiye gönderme yapan yerleştirme; arayış, dönüşüm ve kayboluş hâllerini mekânsal bir deneyim olarak ele alırken, beden farkındalığı ve somatik duyumsama üzerine yürütülen araştırmaların da bir uzantısı olarak şekillenir.
Gel gör beni
2025, Dijital baskı, kontrplak, ağaç kabukları
30 x 25 x 15 cm
“Hüdhüd kuşunun Zümrüd-ü Anka’yı bulmak için çıktığı macera,
kendi yolumuzda o kadar değerli anlamlar taşır ki, muhtemel ölüm
ve doğum döngüsünde her an yeniden varolabilmeyi hatırlatır.
Sergi kurulumuna başlarken, tam üzerimizde yuva yapan Hüdhüd
kuşlarının tepemizde uçuşunu, manevi olarak içimizde kurduğumuz
yeni bağlantıların kutlaması olarak ele aldık.
Bir delikten bakmak, gözlemek, incelemek, çekinmek, ilişmek,
ilişkilenmek gibi fiziksel bedenin duygusal beden ile kurduğu bağları
hatırlatan bir yuva olsun derken, ağacın kabukları ve bir
ağaçkakanın açtığı delik ile hissedişlere bıraktık.”






















































